Saray’dan Taşraya İstanbul Kadınlığım

£30.00

“…Sokak kapısını yine mi tam kapatmadım? Hayır, unutmadım. Tabii ki gidesin diye değil! Sen evini bırakmazsın, biliyorum. Hikâyemi mi bekliyorsun? Benim hikâyem… Gecede saklı.”

“Sen kimsin, nesin ay? Kimliğin ne? Ey başıboş, sönük yüzlü, dargın bakışlı, ışıksız kadın! Sen de benim gibi bir yitik misin? Bir zamanlar ateşten bir toptun belki de, boşlukta alımla çalımla süzülen… Bir şey yaptığını, bir şey olduğunu sanan… Sonra ne oldu sana ay? Neden soğudun? Bu ölü yüzü kim verdi sana? Neden dünyanın kölesi oldun? Dünyanın kölesi… İnsanların kölesi… Erkeklerin kölesi… Erkekler seni kuşattı ay. Çünkü tenine dokundular ama iç dünyana geçemediler. Yine de sen artık eski ay değilsin. Kendi kendinin efendisi olan o özgür kadın değilsin. Erkeklerin dünyasına tepeden bakan o gümüş ayna değilsin. Sen bir taş parçasısın şimdi. Bir hiçsin. Duyguları olmayan bir hiç…”

“Saraydan Taşraya İstanbul Kadınlığım” üç neslin hikâyesi aslında. Kitap; Osmanlının son dönemindeki Sarayla ve harem ilişkileriyle, İstanbul konaklarındaki entelektüel değişimle başlıyor. Ardından Cumhuriyetin ilk yıllarının endişeli ve sancılı mücadelesiyle bizleri sarsıyor, kadın henüz kimliğini toplumsal olarak bulmamışken kendini var eden kadınlarla göz dolduruyor. Ve 60lı yılların gençliğinin varoluş kaygılarıyla, köylü-kentli değişimlerle kendini gösteriyor.

Açıklama

“…Sokak kapısını yine mi tam kapatmadım? Hayır, unutmadım. Tabii ki gidesin diye değil! Sen evini bırakmazsın, biliyorum. Hikâyemi mi bekliyorsun? Benim hikâyem… Gecede saklı.”

“Sen kimsin, nesin ay? Kimliğin ne? Ey başıboş, sönük yüzlü, dargın bakışlı, ışıksız kadın! Sen de benim gibi bir yitik misin? Bir zamanlar ateşten bir toptun belki de, boşlukta alımla çalımla süzülen… Bir şey yaptığını, bir şey olduğunu sanan… Sonra ne oldu sana ay? Neden soğudun? Bu ölü yüzü kim verdi sana? Neden dünyanın kölesi oldun? Dünyanın kölesi… İnsanların kölesi… Erkeklerin kölesi… Erkekler seni kuşattı ay. Çünkü tenine dokundular ama iç dünyana geçemediler. Yine de sen artık eski ay değilsin. Kendi kendinin efendisi olan o özgür kadın değilsin. Erkeklerin dünyasına tepeden bakan o gümüş ayna değilsin. Sen bir taş parçasısın şimdi. Bir hiçsin. Duyguları olmayan bir hiç…”

“Saraydan Taşraya İstanbul Kadınlığım” üç neslin hikâyesi aslında. Kitap; Osmanlının son dönemindeki Sarayla ve harem ilişkileriyle, İstanbul konaklarındaki entelektüel değişimle başlıyor. Ardından Cumhuriyetin ilk yıllarının endişeli ve sancılı mücadelesiyle bizleri sarsıyor, kadın henüz kimliğini toplumsal olarak bulmamışken kendini var eden kadınlarla göz dolduruyor. Ve 60lı yılların gençliğinin varoluş kaygılarıyla, köylü-kentli değişimlerle kendini gösteriyor.

Kadının her dönemde yaşadığı sıradan görünen hayatın mücadeleleriyle bu ülke topraklarının tarihini de sunuyor bizlere Tansu Bele. Mücadeleci entelektüel kadınlar, Saraydan taşraya sürüklenmiş güzel ve naif kadınların penceresinden topluma bir sesleniş “Saraydan Taşraya İstanbul Kadınlığım.”

Hazırlayan: Tansu Bele
Kitap Adı: Saraydan Taşraya İstanbul Kadınlığım
Türü: Roman
ISBN: 978-9944-106-40-5
İnceleme (0)

İncelemeler

Henüz inceleme yapılmadı.

“Saray’dan Taşraya İstanbul Kadınlığım” için yorum yapan ilk kişi siz olun

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir