Çekerek Kıyılarında bir ‘Temizel’

Eski Maliye Bakanı’nın Aya Yayınları’ndan geçen ay çıkan kitabı Türkiye’de bir döneme ayna tutuyor

Eski Maliye Bakanı Zekeriya Temizel, uzun süreden beri iki kitap üzerine çalışıyordu. Birincisi Kara Para, diğeri ise bir anı romandı. Anı roman tarzındaki kitabı Aya Yayınları’ndan geçen ay yayımlandı. “Çekerek Kıyılarında” adını taşıyan anı roman bir döneme ayna tutuyor. Kentleşmenin başlaması, mal değişiminin yerini alan parasal ekonominin ve ilk KİT’lerin köylünün yaşamına girmesi, kır kökenli olanların unuttuğu, kentli olanların ise hiç bilmediği nice güzel anektod akıcı bir dille anlatılıyor. Zekeriya Temizel’le “Çekerek Kıyılarında” romanını konuştuk:

Herkes sizden kitap bekliyordu ama bunların yakın geçmişle ilgili olacağı sanılıyordu. Dünya ve Türkiye ekonomisinin büyük sorunlar yaşadığı bir dönemde ekonomik karar mekanizmalarının tepe noktalarında bulundunuz. Bu dönemin perde arkası çok merak ediliyor. Oysa siz Cumhuriyet’in ilk çeyreğinde parasal ekonomiye geçiş sırasında kırsal kesimin yaşamından bir kesiti bugüne taşıdınız. Neden yakın geçmiş değil de uzak geçmiş?

TEMİZEL -Yakın geçmiş, geçmiş değil ki. Olayları yaşayanlar, kendi çıkarlarım toplumun çıkarı gibi gösterip olayları saptırıp toplumun ağır bedeller ödemesine neden olanlar, yalan ve dolanlarla toplumu yanlış yönlendirenler hâlâ ortalıkta. Tüm yaşananlar hafızalarda taze. Hatta sürekli yenileniyor. Ancak toplumun bunlara karşı tepkisi sınırlı. İnsanların bildikleri ve bilmezden geldikleri, irdeleme çabasma girmedikleri olayları yeniden anlatmayı şu aşamada gereksiz buldum. Onun yerine toplumun büyük bir kesiminin yaşandığı dönemde bile bilmediği, yeni neslin de gündemine giremeyen olaylan romanlaştırmayı daha yararlı gördüm. “Romanlaştırmak” iddialı bir tanımlama oldu. Yetkin olmadığım bir alana burnumu soktum desem, daha doğru olurdu.

Kitabınıza haksızlık etmeyin. Kaldı ki ağlayarak, gülerek çok keyifle okunan bir kitap söz konusu olan. Peki, “Çekerek Kıyılarında” nasıl ortaya çıktı?

TEMİZEL – Çekerek kıyılarında geçen yaşam, kırsal kesimde büyüyen bizim neslin çok yalandan tanıdığı, doğal, doğal bulunduğu için de yazılmaya değer bulunmayan olaylarla dolu bir yaşam. Bu olaylan bilmeyenler, o olayların yaşandığı çevre konusunda hiç bilgisi olmayanlar, o zaman diliminde yaşayanların bugünkü davranışlarını değerlendiremiyorlar. O insanlar da tek amacı “köşe dönmek” olan gençleri anlayamıyorlar. Onun için o dönemi bugüne taşımak hep bir düşünce olarak vardı. Ama asıl neden “Salkım Hanımın Taneleri” oldu.

Salkım Hanımın Taneleri ile Çekerek Kıyılarında’nın ne ilgisi var?

TEMİZEL – Salkım Hanımın Taneleri romanından hareketle yapılan film üzerindeki tartışmaların yoğunlaştığı günlerdi. Tartışma daha çok paşanm gelinine tecavüzü üzerindeydi ama tartışma Bir hafta sonu babamlara gittiğimde, babamı elinde bir gazete sinirli sinirli evde voltalarken buldum. “Hayırdır, niye sinirlendin ki” sorusuna; “Görmüyor musun, birkaç gayrimüslim vergilerini ödemediler diye trenle Aşkale’ye gönderilmiş, hepi topu da iki sokağın karını kürümüşler, kıyamet kopuyor. Biz iki günlük yolu sırtımızda otuz beş kırk kilo yükle gidip haftalarca taş kırdık, bizim adımızı anan bile yok”dedi. Babam tartışmaları varlık vergisi nedeniyle haksızlığa uğrayanların savunulması

olarak algılamıştı. O gün, Türkiye çağdaş bir devlet olarak kurulurken ve değişimini tamamlarken bedel ödeyenlerin sadece üç beş kentsoylu ve azınlığın olmadığını, asıl bedelin parasal ekonominin getirdiği yükümlülükleri, para olmadığı için bedenen ödeyenlerin ödediğini genç nesillere yeniden hatırlatmaya karar verdim. Hafızası, güncel olaylan kayıt konusunda tembelleşen ancak geçmişi hem de hiçbir ayrıntıyı atlamadan hatırlayabilen babama “yol mükellefiyeti” ile ilgili anılarını yeniden anlattırdım. Ancak yaşanan çevreyi anlatmadan insan davranışlarını algılamak zor olacağı için insan davranışlarının belirleyicisi olan çevre koşullarını da yazmak gerekti ve “Çekerek Kıyılarında” ortaya çıktı.

İyi de olmuş. Ortaya sinematografik bir anlatımla yazmış, bir solukta okunan kitap çıkmış. Ancak bugün artık unutulmaya yüz tutmuş olayları bu ayrıntıda yeniden hatırlayabilmek zor olmadı mı? Örneğin bir Çerkez düğünü anlatıyorsunuz, bu kadar ayrıntı gözlemle anlatılabilir mi?

TEMİZEL – Bizim nesil birazda anılarıyla yaşayan, anı torbasını sırtından indirmeyen bir nesil oldu. Romandaki bölge gerçekleri Türkiye gerçeği idi. Türk, Kürt, Çerkez, Alevi, Sünni müthiş bir dayanışma içerisinde ancak kendi kültürleriyle yaşıyordu. Cumhuriyet ilkeleri bugünkünden çok daha bilinçlice savunuluyordu. Bu kültür öğelerini gelişen dünyada her zaman uygulamak olanağı olmayacaktı. Ancak bu, âdet ve geleneklerin unutulması ya da terk edilmesi anlamına gelemezdi. Bu kültür öğeleri ile davranmak bireysel özgürlüktü ve biz bu özgürlüğümüzü iyi kullandık. Çerkez düğünü binlerce yıldır aynı motiflerle yapılır. Modern balerinler parmak ucuna kalkmadan yüzyıllar önce Çerkez gençleri parmaklarının ucunda dans ediyorlardı. Bu kültürün yok olması yazık olmaz mı? Çerkez düğünlerinde çocuklar dışlanmazdı. Onun için yazılanlar, öğrendiklerimiz ve uygulayageldiklerimizdi, yazmak da zor olmadı.

Roman kahramanları arasında yer alan Zülü insanı çok etkiliyor. Zülü, kitabın anı yanını mı oluşturuyor, yoksa roman kahramanı mı?

TEMİZEL – Zülü gerçek. Çevre ve isimlerde romanlaştırmalar var. Zülü, o günün toplumundaki sosyal dayanışmayı ortaya koyan gerçek kahraman. Zülü’nün yapabildikleri, romanda anlatılan ve inanılmaz gibi gelen olaylardan ibaret değildi. Zülü birçok başka inamlmaz olayın da gerçek kahramanı idi.

‘SORUN UYGULAMADA’

Tüm yazdıklarınızdan sonra o dönemdeki tek parti hükümetinin uygulamalarının doğru olduğunu söyleyebiliyor musunuz?

TEMİZEL – Cumhuriyetin kurulmasından sonra devletin ve ekonominin yapılandırılmasına yönelik yapılan bazı düzenlemeler çağdaş ekonomik yapılanmalara örnek olacak nitelikte. Bazı düzenlemeler ise çağdaş dünyada asla yer bulamayacak düzenlemeler. Bunlar geçiş dönemi düzenlemeleri ve koşullann zorunlu kıldığı düzenlemeler. Ancak sorun her durumda uygulamadan kaynaklanıyor, her zaman olduğu gibi. Yol mükellefiyetini taş kırarak bedenen yerine getirenlere (yasaya vergi yasası denmesine olanak olmamasına karşın) yasada olmayan hükümlerin uygulanması sorunları çoğaltıyor. Özellikle uygulamada bu yükümlülüğü yerine getirmeye çalışanlara sırtından çıkar elde etmeye çalışan asalakların türemesi bardağı taşıran damlalar oluyor. Zaten bu ülkenin temel sorunu da bu tür ahlaksızlıklara bir türlü son verememesi değil mi?

Elinize sağlık. Romanı burada özetleyecek halimiz yok. Daha fazlasını isteyenler kitabı okur. Yalnız insan merak ediyor, yeni kitaplar geliyor mu?

TEMİZEL – Toplumu önemsiyorsan, kendini topluma karşı sorumlu hissediyorsan, birikimlerini aktarmak zorundasın. Onun için yazmayı sürdürüyorum. Yazdıklarımın basılmaya ve okunmaya değer bulunup bulunmayacağım ise zaman gösterecek.

MİYASE İLKNUR, CUMHURİYET GAZETESİ, 13 OCAK 2007 CUMARTESİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir